Rusya'da Beyaz Geceler

3/18/2014 Meliha Çalışır 0 Comments

Sizi 2006 yılında yaptığım gezi ile baş başa bırakıyorum.

Uzun zamandır gitmek istediğiniz bir ülkeye en sonunda gittiğinizde gezecek yer çoktur ama zaman sınırlıdır. Bu sınırlı zamanı en iyi şekilde değerlendirmek için çok sıkı bir program hazırlarsınız. St Petersburg ve Moskova gezimiz de öyleydi. Rusya gezisi St Petersburg ile başladı. Akşam saat yediye doğru havaalanına indiğimizde havanın aşırı sıcak olması dikkatimizi çekti. Bu kadar kuzeyde olan bir şehrin biraz serin olmasını bekliyorduk açıkçası.



St Petersburg yıllardan beri görmek istediğim bir şehirdi. Okuduğum kitaplardan etkilenerek masal gibi bir şehir beklerdim. Karşıma çıkan şehir masal gibi olmasa da, sonuçta artık 21. yüzyıldayız, kendine özgü ayrı bir havası vardı.

St Petersburg 1703 yılında I. Peter tarafından kurulmuştur. Şehrin inşası 1800'lere kadar sürmüştür. Şehrin her yerinden tarih fışkırmaktadır. Şehir çok düzenli ve kaybolmanız neredeyse imkansız. Elinizde şehrin haritası ile her yere kolayca gidebilirsiniz.

Beyaz gecelere gelince: güneş gece 11'de batmaya başlıyor. 12:30’ta hava hala alaca karanlık. Hava hiç kararıyor mu, veya da güneş kaçta batıyor diye sorarsanız bilmiyorum. Çünkü tüm günün yorgunluğunun ardından insan biraz dinlenmek istiyor.



Akşam saat 9 gibi sokağa çıktığınızda, havanın hala Türkiye'deki saate göre 6 gibi olması insanı aldatıyor. Önünüzde daha uzun bir gün varmış izlenimi biraz yorgunluğa sebep olmuyor değil, çünkü 12 saattir gezmektesiniz ve gün görünüşte daha bitmemiştir.

St Petersburg’taki ilk durağımız Hermitage, diğer adıyla Kışlık Saray. Sarayının inşasına, 1754’te başlanmıştır. Müzede günümüzde 2.7 milyon parça sergilenmektedir. Müzede Leonardo da Vinci, Michelangelo, Raphael, Titian, Renoir, Cezanne, Monet and Pissarro, Van Gogh, Rodin gibi sanatçıların eserlerini görebilirsiniz.



Hermitage'a girmek için gitmeden önce müzenin sayfasından online biletinizi almanızı tavsiye ederim. Çünkü Rusya'da yavaş ilerleyen bir şey varsa o da bilet kuyruklarıdır. Biletinizi online aldığınız zaman bilet kuyruğunda beklemekten kurtulursunuz, bu da size oldukça zaman kazandırır. Hermitage çok büyük bir müze, elinizde yapının krokisi yoksa kaybolabilirsiniz. İlk gezdiğim müze olması nedeni ile ve öğleden sonra da Peterhof'a gideceğimizden dolayı, Hermitage'da iki saat kadar vakit geçirdik. İlerleyen günlerde gezdiğimiz diğer müzelerde geçirdiğimiz zaman göz önünde bulundurulursa, bu süre Hermitage gibi bir müze için az sayılır. Benim size önerim Hermitage için en az üç saat ayırın ve müzede görmek istediğiniz yerleri önceden belirleyin.

Pererhof, St.Petersburg'a 30 km uzakta, Rus çarlarının yazları ikamet ettikleri bir yer. Peterhof, yine I. Peter tarafından Finlandiya körfezi kıyısında kurulmuştur. Mutlaka görülmesi gereken bir yer. Altın yaldızlı heykeller, fıskiyeler size karşılar. Sarayın ve parkın zenginliği, suyun dansı insanı büyüler. Oraya en kolay ulaşım Hermitag'ın önünden kalkan hızlı feribotlarla sağlanır. Feribotlar yarım saatte bir kalkıyor. Biletinizi gidiş-dönüş alın ki iki defa bilet kuyruğunda beklemek zorunda kalmayın. Peterhof'a ne zaman gidilir diye sorarsanız, benim size önerim sabah olur. Çünkü dönüşte en son feribot altıda olduğu için uzun kuyruklarda beklemek zorunda kalabilirsiniz. Peterhof'u gördüğünüzde, o kadar yolu niye gittiğinizi anlayacaksınız. Orada ister saraylarda, ister parklarında dolaşır, ister asırlık ağaçların gölgesinde dinlenin, isterseniz deniz kenarında oturup insanları izleyin.











St Petersburg deyince benim aklıma Tsarskoye Selo (Çarlık Köyü diye tercüme edilebilir) gelir. Okuduğum romanlardan, St Petersburg’ta en çok gitmek istediğim yerlerden biriydi. Tsarskoye Selo, şehre 27 kilometre uzakta. Buraya trenle gidebilirsiniz. Ama benim size önerim Moskovskaya metro istasyonunda kalkan minibüslerle gitmeniz. Hem daha hızlı gidersiniz hem de tren saatini beklemek zorunda kalmazsınız. Burası da Rus çarları ve çariçelerinin yazlarını geçirdikleri ayrı bir yer. Günümüzde Puskin Town diye de anılıyor. Alexander Pushkin, zamanında burada okumuş. Tsarskoye Selo’da bulunan Catherine Palace, “Amber Room” (Kehribar Odası) ile ünlü bir yer. Oda yerden tavana kadar, dört duvar, kehribar taşı ile bezenmiş. Poterhof kadar çarpıcı bir yer olmasa da, zamanınız varsa gitmenizi öneririm.





St Petersburg’taki son günümüzü Rus Müzesi ile noktaladık. Rus müzesinde Rus sanatı ile ilgili eserler sergilenmektedir. Resmi sevseniz de sevmeseniz de mutlaka gitmenizi önerebileceğim bir yer. Müzeden etkilenmiş bir şekilde çıkarsınız. Yeni sanatçıların isimlerini öğrenirsiniz, Karl Brullov gibi.

St. Petersburg’ta gezecek yer çok, ama hepsinden bahsedersem bu yazı çok uzar. Sadece isimlerinden bahsederek, aklınızda yer etmesini sağlayabilirim.

Peter ve Paul Kalesi (Peter and Paul Fortress): Tüm Rus çarları ve çariçelerinin mezarlarının bulunduğu kilise (Son Çar Nikolay II ve ailesinin sözde mezarları da aynı kiliseye konulmuştur, birer anıt gibi), St Petersburg tarihini, kuruluşundan yakın geçmişimize kadar olan bölümünü gösteren müze bir adada bulunan bu kale içinde bulunmaktadır.

St Isaac Katedrali: Katedralin kalesine çıktığınız zaman tüm St Petersburg’u görebilirsiniz. Kale çok yüksek değil, ama şehirdeki hemen hemen tüm binalar en çok 5 katlı olunca her yeri görebiliyorsunuz.


Diriliş Katedrali (The Cathedral of Resurrection): Bu katedralin mimarisi Moskova’daki ünlü Aziz Vasili Katedraline benzemektedir.





Bunların dışında akşamları, tüm müzeler kapandıktan sonra yapabileceğiniz işler: Nevsky Caddesinde yürümek, portrenizi, ister siyah-beyaz ister renkli, çizdirmek olabilir. Veya da St Petersburg’un sayısız kanallarının birinde tekne turuna çıkmak. Tekne turu yaptığınızda, hem dinlenmiş olursunuz hem de şehrin çoğunu hiç yorulmadan gezmiş ve görmüş olursunuz.


Bir sonraki yazımda sizi Moskova'ya davet ediyorum.

You Might Also Like

0 yorum: